.  

Google
hidden hit counter



hit counter dreamweaver Resim ve yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilir

17/7/2008

Bozkırın Ortasındaki Havuz Keyfi

               Bizim ev havuza karşı. Kuzey Batı cepheli. Kışın güneş görmüyor gibi, bol bol da kuzey rüzgarı alıyor.Şimdi yazın saat 14.30 da evimize güneş vuruyor ve batıncaya kadar güneş görmekteyiz. En az 5 saat. Kışın evin diğer kısımlarına göre soğuk olan salon evin en sıcak yeri olmaya başladı artık.
Şimdi yaz geldi, havalar ısındı ya, bizim kız balkona çıkıp alnını cama dayayıp durmadan havuz lafı etmeye başladı.
-Ne zaman ben yüzecem anne? Beni niye havuza üye yapmıyorsunuz? Herkes yüzüyor ama ben niye yüzemiyorum? Her defasında bu sorulara muhatap olup çocuğu ikna edecek bir cevap bulmak kolay olmuyor.Hele bizimkini?
-Kızım paramız yok demekle başladık ilkin bu sorulara cevaba. Sonra bu da fayda vermedi, mikrop kaparsın dedik, o da fayda vermedi, belki bir ara götürürüz, bizi bu kadar sık boğaz etme demeye başladık olmadı, bak ben çalışıyorum, nöbetim var, gelince de yatıyorum, gün akşam oluyor sonra, o kadar kısa zamanda sen havuza doymazsın filan dediysek de olmadı. Bu ısrarlı soru ve havuza gitme isteğinin önüne geçemedik. Bir iki defa eşime al sen götür havuza girsin dedim, O'nun da cevabı hayır oldu, '' Ben onu alıp gezmeye götürüyorum, oyalıyorum, hatırlatma konuyu'' diyerek bana çıkıştı. 
Eğer ben eşimi tanıyorsam bu benim başıma patlayacaktı. Nitekim içime doğanlar da başıma geldi geçtiğimiz pazar günü.
Bu havuz meselesini hemen çok çok gündeme getiren bir olay geçen hafta Selin'in halasının bize gelmesi ile patlak verdi. Halamız fakirlere vermek üzere iki poşet eşya ve şu an bir yetişkin olan küçük kızının aslanları, kaplanları ile geldi. Selin de şöyle bir baktı oyuncaklara, sonra hiç ilgilenmedi bile şimdi bir dolaba kaldırdım oyuncakları. Konudan ayrılmadan anlatmaya devam edeyim bende, hala biraz balkonda oturayım dedi. Sandalye aldı, camın kenarına  havuzu ve bahçeyi görecek şekilde yerleşti. Selin de hemen halasının kenarına ikinci sandalyeyi koydu ve yarısı sandalyede diğer yarısı halasının sol yanına gelecek şekilde biteviye konuşuyor, tıpkı bir yetişkin insan gibi. Hala yeğen sohbet ediyorlar. Hala da manzaranın güzelliğinden, yüzenlerden, kayanlardan ilgiyle söz edince Selin'in isteği yeniden kabardı.
Halasına bahçeyi ve havuzu gezdirmeyi kafasına koydu. Halası vaktim yok, eve gitmem gerekiyor başka zaman gezdirsen olmaz mı dedikçe küstü işi ağlamaya kadar vardırdı.Çaresiz hala kabul etti bende yanlarında olmak üzere havuza gittik. Saunayı, hamamı, spor aletlerinin olduğu salonu gezdikten sonra bahçeye çıkıp havuza da bakıldı. Tam ayrılırken:
-Danışmadaki genç kıza günü birlik ne kadar? diye sordum. 
-Sitede oturanlar için 10 YTL. deyince Selin havalara uçtu. Benim param var benim paramdan öderiz değil mi? diye yerinde duramaz oldu. İşte bu havuz gezintisi bizim kızın aklını başından alan olay oldu.
Eve geldik havuz, yatıyoruz havuz. Ertesi sabah kalktık havuz. Ben neyse de erkekler böyle sıkılıklara hiç gelemiyor, suratlarını asıp duruyorlar. Benim eşim de aynen böyle yaptı. Bu erkeklere kızıyorum yani biraz. Azıcık olaylara esprili yaklaşmazlar, her şeyi büyütürler. Eşim de büyüttü.
Cumartesi akşamı nöbete gideceğim. Selin:
-Anne beni havuza götürür müsün? deyip durmakta. Benim saat 14.30 da otobüse binmem gerekiyor. Kahvaltıdan sonra yemeklerini hazırlayıp ancak otobüse yetişirken kızımı nasıl yüzmeye götüreyim. Anlatamadım bunu kızıma. Küstü, ağladı vs.
Akşam durmadan beni arıyor:
-Anne yarın havuza babam beni götürebilir mi?Ha anne?
-Baban için söz veremem ama ben kalktıktan sonra seni götürmeye çalışacağım dedim.
Bu yeterli olmadı tabii yine huysuzluklar,sitemler vs.
Neyse sabah oldu ve ben eve dönüyorum artık. Saat 10.00 gibi eşim beni otobüs durağından almaya geldi. Önde bir kafa görüyorum: Selin.Bu kadar erkenden neden kalktı bilin bakalım. Cevabı çok basit : HAVUZ
-Kızım neden bu kadar erkenden kalktın ki? Uykunu alsaydı ya anneciğim.
-Uykumu aldım ben!
Almadı, yalan, heyacandan uyuyamadı yavrum. Eşim götürmezse bu gün ben uykumdan fedakarlık yapıp çocuğumu götürmeye karar verdim.
Saat 11.00 de kahvaltıdan kalktık.
-Ben yatmaya gidiyorum Selin. Saat iki buçukta ben kalkarım. Seni havuza götüreceğim, dedim.
-Yalan söylüyorsun, neden uyuyorsun ki, şimdi gidelim!
Ben bunlara kulaklarımı tıkadım ve gidip yattım.Saat 2.40 da uyandım.Selin odada imiş. Belki de ona uyandım.Babasına:
-Annem uyandı baba, vallahi ben uyandırmadım! diye sevinçle söyledi. Ah şu havuz. Çocuğumdaki özlem. Eşim de traşa başlamış. Ben de kalkıp hazırlıklarını yaptım. Mayolar, havlular,plaj çantasına kondu. Kolluk ve simit alındı. Evden çıkılıp asansöre binildi, bahçeden geçilerek havuza gelindi. Ben girmeyeceğim dedim. Baba kız 20 YTL. ödediler ve bir boş şezlong bulunup oraya yerleşildi. Aslına bakarsanız benim de ilk havuz maceram bu. Ben şemsiyenin altına yerleştim. Önce günlüğümü yazdım, sonra da EMİLE ZOLA'nın TOPRAK isimli romanını okumaya devam ettim. Selin o kadar heyacanlı ki. Hemen çocuk havuzuna yöneldi. Titreyerek suya girdi. Alışınca hoşuna gitti galiba. Küçük de bir kaydırak koymuşlar havuzun yanı başına. Kaydıraktan kayıp cup havuza düşüyorlar. Eşim ben mayolu olmadığımdan ve hep oturduğumdan olsa gerek çok iyi bir performans sergileyerek Selin'e baktı. Kontrol etti.
-Büyüklerin havuzuna girsin de yüzmeyi öğrensin dedim.1.20 metrelik yerleri uygun. Babasının nezaretinde burada epey kolluk ve simitleri ile yüzdü. Geldi:
-Acıktım dedi. Tost söylendi. Üçümüz yedik. Tekrar havuza girdi.Girerken:
-En sonuna kadar buradayız,saat 7'de buradan çıkacağız tamam mı?
-Tamam, tamam, yediden önce çıkmak yok dedim
Pazar günü olması nedeniyle havuz bir hayli kalabalık. Çayyolu ve Ümitköy'den oturanlar üye yada günü birlik olarak geliyorlar galiba. Bilboardlarda havuzun reklamını görüyorum.Doru Park demiş işletmen adına.  
Sık sık bozkırın ortasına böyle bir site inşaa ettiren Aytekin Bey'i ve emek verilirse her yerde neler yapılacağını düşündüm. Başımı zaman zaman bloklara çevirdim. Apartmanlar bütün heybeti ile havuza bakarken, tam karşımıza yolun üst tarafında tepelere doğru yükselen bloklar toz duman içinde çalışmalarını sürdürmekteler.Yarın öbür gün buralara da insanlar taşınacaklar. Bu insanlar da bizim havuza üye olacaklar. Çook daha kalabalık olacak o zaman. Şimdiki gibi temiz kalabilir mi diye aklımdan geçirdim. Zaman zaman sert bir rüzgar vadiden yamaçlara doğru esip gitmekte. Güneş batı ufkuna gelmiş, evine gitmekte iken pazar günkü bozkırdaki havuz keyfi evde duş alma ile noktalanmış oldu.

11/7/2008

Bir Kötü Bir İyi Olay

Bu sabah Yaşamkent'e 07.05 te gelecek olan belediye otobüsü 07.15 te geldi. Arabaya bindim. Dilimin ucuna kadar geldi şoföre sorayım niçin son zamanlarda bu şekilde bir gecikme oluyor diye ama sormadım, yuttum. Okuyucularım alınmasınlar, İç Anadolu insanı bana biraz agresif ve kaba geldi. Tabii ki hepsi böyle olamaz ama ya bizim şoför böyle ise endişesi ile geçip oturdum. Ama bizim şoförün agresif olmadığına bir örneği de hemen akabinde gördüm. Her sabah otobüse binenlerden 45-50 yaşlarında etine dolgun beyfendi O' da otobüs gibi gecikmiş olacak ki karşıdan koşmaya çalır bir vaziyette otobüsü yakalamaya çalıştığını gördüm. Şoför de gördü ve arabayı durdurup yocuyu aldı. İkinci duraktan da yocular alındı, kapılar kapatıltı, şoför gidiyordu ki arkamda oturan bayan:
-Gelen var! diye seslenince şoför koşarak gelip arabaya yetişen hanımı da aldı.
-Breh breh böyle iyi şoförler nasip et sen Ankara'ya yarabbim!
Otobüs geç geldi ya bu da demek oluyor ki ben bu gün biraz gecikebilirim hastahaneye. Eee bu arada bir bilgi de vereyim sizlere.Hastahanemiz Dr. Sami Ulus Çocuk Hastahanesine bağlandı.Eski idare de tamami ile değişti. Eski Başhekim Dr. Zekai Tahir Burak Hastahanesine gitti diye duyduk. Ben çok bekledim beni Başhekim yaparlar mı diye ama Ebeleri yapmıyorlarmış. Elim boş kaldı. Yeni Başhekim ben yaşlarında kısa boylu, bıyıklı ama yaşına göre idari tecrübesini iyi bulduğum birisi. Neye göre mi böyle söylüyorum? Hastanenin birleşmesi ile ile ilgili dedikoduları duyduğumuzda idarenin başı olarak eski Başhekim personelini toplayıp bilgilendirmedi. Hep sağdan soldan bir şeyler duyduk ama doğruluğundan hiç bir zaman emin olamadığımız şeylerdi bunlar.
Emeklilik belgemi vermeye gittiğim gün Altındağ Sağlık Grup Başkanı idareye verilmek üzere bir yazı getirmiş. Personel şefi yazıyı teslim aldı. Oda boşaldı. Yazıda bizim hastahanenin Sami Ulus'a bağlandığı yazıyordu. Ben hemen usulca belgelerimi geri aldım.
-Bekleyip göreyim ne olacak dedim.
Hemen ertesi günü başhekim vedalaştı, yeni başhekim de toplantı yaptı. Eskisinden beklerken toplantıyı yeni başhekim yaptı ve devir olduğumuzu söyledi. Bütün ebe ve hemşireleri alamıyoruz, kadromuz yetersiz, tayin isteyip gideceksiniz ama geçici görevle geri getireceğim dedi.
     Oh oh benim için ne iyi bir şey! Tayin isteme fırsatım çıktı, hiç uğraşmadan tayinimizi müdürlük yapıp gönderecek, eğer istersek te bizi Sami Ulus'a geçici görevle verecekmişler. Sağlık Müdürlüğünden iki memur gelip tayin dilekçelerimizi aldılar. Beni de çağırıp sordular:
-Geri gelmek istiyor musun? diye.
-Yok, gelmek istemiyorum, dedim. Çayyolundan iki tane sağlık ocağı yazdım. Heyacanla tayini beklerken iki gün sonra bir duyum aldık. Bakanlık bütün personelin kadrosunu Sami Ulus'a aktarmış. Verdiğimiz dilekçelere işlem yapılmayacakmış. Hüsrann! hüsraan! oldum. Aslında pek de etkilenmedim ben. Ayrılış başlayışla uğraşacaktım. Epey tembel yaradılışlı olduğumdan bu iş bana zor gelecekti. Artık öyle yılmışım ki her şeyden, hayatımda hiç değişiklik olsun istemiyorum. Hep aynı rutinlerle yaşamak istiyorum. Bu da bence biraz depresyona giriyor. Gerçi bunun uzmanı olan doktor  daha iyi bilecektir. Benimki uzaktan bir tahmin sadece.
Efendim pat diye geçen hafta hepimizin tayinleri Sami Ulus'a gelmemiş mi! Bana haber verdi arkadaşım, hastahaneye gelip, ayrılış başlayış yaptım. Şimdi Sami Ulus'lu oldum yani.
Halen dilekçem dolabımda durmakta. Her an çıkarıp işleme koyabilirim yani.
Neyse şimdi asıl yazmak istediklerime geleyim. Lafı çok uzattım, nereden nereye geldi.
Bu gün acil poliklinikteymişim. İyi, fena değil. Sorumlu hemşire ile çalışacağız. Kadriye pire gibi ordan oraya hızla yer değiştirir.Yani çok hızlı olup, ona erişilmez.Biz acilde bol bol NST bağlarken bir kadın ve erkeğin kolları arasında solgun yüzlü bir kadın içeriye girdi. Yanındaki kadın ağrısı var diye soluk yüzlü bayanı başı ile işaret ederek konuştu.
-Siz hemen gidip hastakabulden dosya çıkartın, hasta da buraya otursun diye koltukları işaret ettim.
Gebenin son adet tarihi 25 Aralık 2008  kaç haftalık gebeliği olduğunu hesapladım. 29 hafta 6 günlük gebeliği var. Adı Gülay YETİŞKUL, 31 yaşında, bir doğum, bir düşüğü var. Bu üçüncü gebeliği. Tansiyonu 140/80. Büyük yüksek tabi. Sonradan tekrar ölçtüm. 130/80. Bu arada hastanın dosyası da geldi. Talebe hemşire barkodu hastanın adı yazılı olan yere değil de başka satıra yapıştırmak üzere iken hemen müdahale ettim.
-Hastanın adı defterde yazılı, oraya yapıştır dedim.
Talebe Merve'nin elindeki barkodda hasta ismi Nevin KOÇ olarak belirtilmiş. Ama hasta bize Gülay YETİŞKUL olduğunu söylemişti.
Hastanın yanındaki kadına sorduk:
-Hastanın adı Gülay değil mi?
-He, yok değil, evleri yandı dün akşam da!
 Sorumlu hemşire ile ben durumu anladık. Başkasının karnesi ile hasta girişi yaptırmışlar.
Sorumlu hemşire elinde dosya ile hasta kabule gitti.Ben de diğer NST bağladığımız hastaların yanına gittim. Olayı büyütmedik böylelikle.10 dakika  kadar sonra Gülay'ın adına hasta girişi yapıldığını bilgisayarda gördük. Az önceki dosyadaki Nevin KOÇ adı karalanıp yerine Gülay'ın adı yazılmış olarak dosyayı getirdi bayan akrabası. Bir idrar tetkiki istedik önce. Gebelerde sıklıkla rastlanılan bu enfeksiyon çok ağrı yapıyor önlem alınmazsa erken doğum eylemini bile başlatabilir. 3.50 Yeni Türklirasına bu tahlili yaptırdılar. Tahlilde idrar yolunda bir şey çıkmadı. Nöbetçi doktorla konuşup ağrı yönünden NST yapmaya karar verdik. Hastanın NST'sini ben bağladım. Çocuk kalp sesi için olan probu bağlamak istedim ama kalp sesini alamadım. Bebek küçük olduğundan alamıyorum veya bebek anne karnında yaşamadığından alamıyorum. Annenin karnında bayağı kontraksiyon var ama NST'de pek fazla çıkmadı. Ben elimle anne karnındaki sertleşmeyi takip ettim ve gördüm. Bu yüzden NST'yi uzun tuttum.Nöbetçi doktoru arayıp gelip sonuçları değerlendirmesini istedim. Doktor Sertaç Bey geldi ve değerlendirmesini yaptı:
-Bak kızım idrar yolları temiz, NST'te de öyle doğum ağrısı olabilecek bir ağrın çıkmamış, bebek döndüğünde veya baş yerleştiğinde bu şekil ağrılar olabilir. Sen en son ultrasoundu ne zaman yaptırdın?
- Nisan ayında!
-Yani yaklaşık olarak 2,5 aydır kontrole gitmedin.
-Evet, gitmedim.
Ben bu arada tekrar konuya girdim:
- ÇKS'sini alamadım. Keşke ultrasound bilseydim, bakardım dedim kendi kendime ama bilmediğimden bakamadım.Anne karnında bayağı kontraksiyon vardı ama NST'te o kadar çıkmadı gerçekten.
-Ultrasound çok kolay,hemen  öğrenirsin şimdi, tabii sende bakarsın, dediler Dr. Sertaç Bey ve Dr. Handan.
Dr. gebeye çocuğunun oynayıp oynamadığını sordu:
-3 gündür oynamıyor, dün akşam bir kere oynadı yalnız.
Bu arada gebe kendinden pis bir akıntı geldiğini söyleyince Sertaç Bey içeriye ( muayene odası) geç, hazırlan, bakayım sana dedi.
Gebe odaya geçti. ben de NST için gelen bir gebeyi yönlendirdikten sonra içeri girdim ki bizim Gülay ginekolojik masaya badeta tünemiş bir vaziyette oturmuş, dertop olmuş gibi.Artık tecrübem var, kesin pijaması ile çıkmıştır dedim içimden ve ben kazandım. Eteğinin altından ayak bileğindeki pijaması görünüyor.
-Çıkarmamışsın pijamanı, dedim.
-Çıkaracak mıydım? diyerek bana sordu.
-Tabii ki. Yoksa nasıl muayene olabilirsin dedim. Masadan indirdim. Hemen çabucak çıkarıp tekrar masaya çıktı. Üzerine bir örtü serip doktoru çağırdım. Muayene anında doktorun şaşkınlığı halen gözümün önündedir. Önca rahim ağzını bulamamış gibi epey bir arandı ama sonrasında muayene bulgusuna kendi de şaşkın bir şekilde bana:
-Poş probe. 3-4 cm açıklık var. Doğum başlamış, dedi.Elini vajenden yavaşca çekerken amnios kesesinin   gevşek şişmiş  balon gibi vagen dışından görünen grimsi görüntüsüne ben de hayretle baktım. Beklemediğimiz bir durumla karşılaşmıştık.
Doktor hemen çocuk doktorunu aradı.30 haftalık bir erken doğum eylemi var, küvöz durumu uygun mu, hastayı yatıralım mı?dedi.Telefonu kapatırken:
-Ultrasounda alıp bir bakalım kalp sesine dedi bana.
Gülay'ı aldım NST'sini bağladığım yere. Bana da bu arada ultrasoundu gösteriyorlar. Dr.Sertaç ve Dr. Handan Hanım. Ama öğrenme işi hemen bitti çünkü Dr. Handan hanım usulca bizlere:
-ÇKS negatif dedi. Sertaç bey detaylı baktı evet, ÇKS negatif olduğu kesinlik kazandı.Dopktorun talimatı gereği yukarı çocuk doktorunu arayıp az önce yer ayarlaması yapılan hastanın bebeğinin yaşamadığını haber verdim.
Gülay ağlamaya başladı. Annelik ne güzel ne de zor bir şey yarabbim. Evde bir tane varmış, yine olur, üzülme diyerek teselli etmeye çalıştık. Akraba bayan ve eşi geldiler. Onlarda yüreğine kor ateş düşen Gülay'ı avutmaya çalışırlarken ben doğum salonuna yatışını verdim.
                Öğlen yemeği için yemekhaneciler masaları bahçeye kurmuşlar. Yeni Başhekim emir verdi herhalde. Bize yeni ama Sami Ulus için değil tabii. Zeynep poliklinikten geldi. Kadriye'yi önceden göndermiştim ki o yesin ben de Zeynep'le gideyim. Bir taraftan da devamlı hastalar NST için gelmekteler. Acili boş bırakıp gitmem olmaz. Hizmetli geldi. Onu tembihledim ve hasta gelirse haber ver yemeğe iniyorum diyerek gittim. Aşağıda bayağı bir yemek kuyruğu vardı. Bahçedeki ulu çınar ve ıhlamur ağaçlarının altına yemyeşil çimenlerin üzerine yerleştirilen masada yemek yemek ne kadar hotu! Şadırvan da faaliyete geçmiş, iki de bir güvercinlerde su içmek için buraya konmaya çalışıyorlar ama şadırvandan fıskıye gibi etrafına saçılan sulardan dolayı pek başarılı olamıyorlardı.
Önce yer bulamadık ama doktor Derviş Bey boş sandalye olduğunu söyledi kendi masalarında. Sonra bir tane daha sandalye bulduk aynı masada.Zeyneple oturduk yemeğe.Keyfimiz o kadar yerine geldi ki. Hiç kalkıp gitmek istemiyorum bile. Sanki piknik yapar gibiyiz.
-Yavaş yiyeceğim yemeğimi, bitmesin diye dedim.Zeynep de bana katıldı bu konuda. Yine bu minval üzere Zeynep'le konuşuyorum:
-Ben gitmekten vazgeçtim vallahi, baksanıza ne güzel şeyler yapılıyor dedim.
Dr. Handan Hanım:
-Tabi gitme, başhemşire olacak insansın sen, dedi bana. Buradan kendisine teşekkür ediyorum bu güzel düşüncesi ve bana olan bu samimiyetinden dolayı.Kimse beni ne başhekim yapar, ne de başhemşire. Bu ikisi için o yerin eskisi olmak lazım. Oraya kök salmak lazım.Bizim gibi yeni tayin gelmiş birisini bu işlerden uzak tutarlar ama yeni de olsam hakkımda böyle bir kanaat oluşmuş olması doğrusu beni gurulandırmadı değil.
Yemeğimizi bitirdik ama kalkıp gitmiyoruz arkadaşla.Bir baktık ki başhekim yemeğini yemiş tam da bizim karşı tarafımıza geçmiş, sigara içiyor. Yemekhaneciler de çay servisi yapıyorlar. Breh breh bu ne güzel bir gün böyle.

3/7/2008

Annelik Nedir?
Doğduğu gün daha önce hiç yaşamadığınızı hissetmektir annelik. Aynaya bakıp benden bu kadar güzel bir melek nasıl doğdu diyebilmektir annelik. Ne güzel bir yavrumuz var diye eşinizin üzerine titremektir annelik. Topuğundan kan alınırken kendi topuğuna da iğne batırmaktır annelik. O her ağladığında kendi gözyaşlarını içine akıtmaktır annelik. Yavrusunun tırnaklarını keserken üşür mü diye tırnak makasını ısıtmaktır annelik. Uyuduğunda yanına alıp, yavrum uyanmasın diye yattığın gibi kalkmaktır annelik. Emerken ısırdığında ona kızdığını sanmasın diye ciğerinize çöken acıyı yutmaktır annelik. Onun parmağına kıymık batsa sizin elinizin kanamasıdır annelik. Kesilen tırnakları yüzünü çizmesin diye parmaklarına bebe yağı sürmektir annelik. Yavrusunun kaç damla sütle doyduğunu sayabilmektir annelik. Gece uyurken yavrusunun kirpiğinin kıpırdadığını hissedebilmektir annelik. Yavrusu henüz uyanmadan, şimdi uyanır diye yanına koşmaktır annelik. Yavrusunu doyurmadan yemek yiyememek, su içememektir annelik. Kokusu sinmiş diye bütün gün elin burnunda dolaşmaktır annelik. Hic uyumadığınız bir gece bile ağladığı an "geliyorum meleğim" diye yanına koşabilmektir annelik. Gördüğünüz her bebeği kendi evladınız gibi sevebilmektir annelik. Hayata komplekslerinden arınmış olarak gülümseyebilmektir annelik. Koşulsuz ve karşılıksız tek sevginin evlat sevgisi olduğunu fark etmektir annelik. Her ne şartta olursa olsun, onun için inadına yaşamaya çalışmaktır annelik. Ve her gece tanrıya yavrumdan beş dakika fazla ömrüm olmasın diye yalvarmaktır.  (Alıntıdır. www.msxlabs.org/forum/sosyoloji/4010-ebeveynler-ve-cocuklar.html)

30/6/2008

Masayı Ne Zaman Toplayacak

        Güzel bir kahvaltıdan sonra ev halkı evin içinde kendi uğraşlarına göre dağılır. Evin hanımı da kahvaltı masasında bulunan ekmek,süt ve kahvaltıığı toplar, tabakları masada bırakır.  Ütü odasında ütü yapmaktadır. Evin erkeği salondan oturma odasında tatil kitabını okuyan kızlarına seslenir:
- Sor bakalım annene, masayı ne zaman toplayacakmış?
Küçük kızın cevabı hemen gelir:
-2009'da toplayacakmış.

26/6/2008

Başhekimliğe Yakın Oturdum

         Hastalar gün boyu tıklım tıklım doldurdukları koridordan yavaş yavaş ayrılmaktadır. Tenhalaşan koridordaki koltuklardan birine polikinik çalışmasını bitiren hemşire oturur. Amacı biraz dinlenmek, biraz da gelip geçenlerin kendisine sordukları sorulara cevap vermek, boşalan poliklinik odalarında doktor ve hemşire bulamayanlar için bu bir nimettir elbette.
Koridor temizliğinden sorumlu adını bilmediği ama nöbetlerinde karşılaştığı hatta beraber çay içtiği temizlik personeli erkek görevli önünden geçerken:
-Nasılsınız hemşirehanım, ne yapıyorsunuz burada? diye sorar. Hemşire cevap verir:
-İyiyim, başhekimliğe yakın oturdum!
Personel ''iyiyim'' kelimesinden sonrakileri anlayamaz. Yüzünde bir soru dolaşır ve az önceki güler yüzü gider yerine soru dolu bir yüz belirir ve hemşireye:
-Neden? diye sorar. 
-Başhekim Bey gidiyor ya... Belki beni yerine başhekim yaparlar diyorum!
Personelin yüzüne sorduğu sorudan aldığı cevapla tatmin olan birinin ifadesi gelir bir taraftan güler bir taraftan da şöyle der:
-İlahi Hemşire Hanım. Çok şakacısın valla çok. Nasıl da patlattın espriyi.

14/6/2008

Neler Oluyor Hayatta!

                   Epeydir yazı eklemiyorum. 5 gün bana bu kadar çok geldi işte. Bu yol işi beni çok yoruyor. Eve gittiğimde çok yorulmuş oluyorum.Bilgisayara oturuyorum biraz karıştırıyorum sağı solu. Bazı blogcu arkadaşlar şablonlarına buton eklemişler. Hani şimdi benim sayfamda da olandan. Bir gece tam 1 veya 1,5 saat bunun sırrını çözmeye çalıştım.Eh azmin elinden bir şey kaçmazmış. Öğrendim bu işi. Gece yarısını geçtiğinden ve de ertesi gün işe gideceğimden kalktım bu işin başından ama ilk boş zamanımı buna ayıracağım ve düzenleme yapacağım.

             Şimdi gelelim yazmadığım günlerdeki ilginç konulara... Hangi birisini yazayım o kadar çok şey tesbit ettim ki yeni konular beynime yazılırken öncekiler silinip gitmeye bile başladılar.Önce yazacağım olay 19 yaşında lise 4. sınıf ögrencisi bir genç kız ile ilgili.

                 Polikliniğe bir ana kız geldi. Doktor ultrasound istedi. Ana kız gittiler. Ama halleri biraz tuhaftı. İşin içinde bir iş vardı ama neydi? Sonuç göstermeye geldiklerinde anladım ne olduğunu. Kız 7 haftalık hamileydi ve evli değildi ve lise 4'e gidiyordu. Çok sakin görünüyordu. Hiç bir sıkıntı ve  utangaçlık belirtisi yoktu. Anne ince uzun boylu, uzun saçlı ve yüzü kemikli esmer bir hanımdı. 42-43 yaşlarında olmalıydı. Eşinin muhasebe bürosu varmış.Sabahleyin elinde olan hasta dosyasını sordum.

-Yok bende, burada galiba, yoksa dükkanda mı bıraktım? Hatırlıyamadım şidi. Kaç gündür kafam öyle karışık ki...

KJalkıp bizdeki dosyaları elden geçirdim. Yok dosya. Bunun üzerine :

- Dosyanın sizde olması gerekiyor, bir düşünün, dedim.

ellerindeki poşetin içinde dosyayı bulup verdi. Kızın çocuğunu aldıracaklar.Bu işlemden önce ultrasound ile gebelik kaç haftalık, gebelik kesesi oluşmuş mu vs. bakılıp ondan sonra kadın Aile Planlaması Merkezine dosya doldurularak gönderiliyor.

Doktor genç kızın dosyasına gerekli verileri yazdı. Bu arada anne çok hassas ve duygu yüklü olduğundan kendini tutamayıp ağlamaya başladı. hem doktor hem de ben hemen teselliye başladık.

-Üzülme, hayatta olur böyle şeyler, hepsi geçer, dedik.

Anne toparladı kendini:

-Daha evlenmeden çocuk aldırıyor deyip yine gözünden yaşları döktü. 

Doktor hastalarına sıcak ve yakın davranışı ile hastaları arasında nam salmış, bu nedenle de pek çok vakka ile muhatap olmuş olan birisi olduğundan, soluk sarımsı ince yüz derisi ile yorgun bir görünüm sergileyerek,   boncuk mavisi gözlerini  ince çerçeveli gözlüğünün üzerinden bir anneye bir de Esra'ya (kız) çevirerek konuştu:

-Ben daha önce üniversite talebesi kızları çok küretaj ettim. Çok çocuk aldım. Bunlar bir şey değil. Önemli değil.Hiç önemli değil. Artık bekaret filan da önemli değil. Önemli olan ne biliyor musun? (burasını Esra'ya söylüyor) senin tahsilini devam ettirmen, okulunu bırakmaman.Okuyup bir meslek edinmen ve bir daha bu hatayı yapmaman.

Esra:

-Yok, okuyacağım zaten. Okulumu bırakmayacağım. Haftasonu da babam kursa yazdırdı. Kursa devam edeceğim. Muhasebe kursuna gideceğim.

Anne burada söze girdi:

- Öğretmeni ile görüştüm. O da aynı şeyi söyledi. Rapor alacağız. Öğretmeni yardım edecek, tanıdığına söyleyecek.

-Ama öğretmenine hamile olduğunu söylemeyin.

-Yok söylemedik. Babası da bilmiyor zaten. O nu da şüphelendirmeden hastahaneye gelip gitmek için neler çekiyorum. Ona şey dedik. Esra bu olaylardan psikolojik olarak etkilenmiş, onun için doktora götürüp geliyorum, dedim.

-Oğlan nerde şimdi? diye doktor sodu.

- İçerde, hapse attılar. Dava açtık biz de.

-Bu tahlili (ultrasound tetkiki) sakın kaybetmeyin. Mahkeme de delil olarak sunarsınız. Oğlan biliyor mu hamile olduğunu?

-Yok, bilmiyor,söylemedik. 

-Sen dışarıya çık bi (anneye hitaben) ben bir konuşayım ( Esra'yı kastediyor).

Anne dışarı çıkar ve doktorla kız arasında şu konuşmalar geçer:

-Kızım anlat bakalım şu olay nasıl oldu?

-Benim erkek arkadaşımdı. Bana birlikte olmamızı, beraber yaşamamızı teklif etti. Ben de kabul ettim işte. başlangıçta her şey çok iyi gidiyordu. Sonra ben annemleri özledim. Ulus'ta B.... Otel'de kalıyorduk. Ben orada çalışmaya başlamıştım.

-Ne yapıyordun orada, içki içiyordun?

-Şey, evet. Sonra bir gün evi aradım, sizi çok özledim dedim, onlar da numarayı telefonda görüp sonra oteli aramış ve gelmişler.

-İyi kızım, bak annen baban sana sahip çıkıyor, çok şanslısın, sen de bundan böyle çok dikkatli ol ve bir daha aynı hatayı işleme!

-Yok bir daha yapmam.

-Sen şimdi çık bakayım da annen gelsin söyle.

Anne kapıdan içeri üzüntü ve merak ve ilgilenilmenin verdiği bir rahatlık içinde girdi. Sandalyeye oturdu. Doktor bir de olayı ona anlattırdı. Ben de açtım kulağımı ilgi ve merakla dinliyorum konuşulanları.

-Telefonda gördüğümüz numarayı arayıp kontrol ettik. Ulus'ta B.... Otel'e ait olduğunu anlayınca bizim kızın orada ne işi var deyip telefon açtık ve telefona cevap veren kişi de burada kalıyorlar deyince Esra'yı telefona istedik. Sonra da eve çağırdık onları. Geldiler. Oğlanı da tutuklattık.

Doktor bayana da kıza da destek ve moral yükseltici bir kaç cümle söyleyip onları aile planlaması ünitesine gönderdi çocuk aldırma işlemlerini başlatarak.

İşte böyle,  neler oluyor hayatta!

 

 

7/6/2008

Kaç Yaşında

-Baba odama sivri girmiş, bir baksana!

Baba odaya doğru yönelirken:

-Büyük mü, küçük mü? diye sorar.

Çocuk cevap verir:

-Büyük!

Anne mutfaktan seslenir:

-Kaç yaşında?!

Çocukta bir şaşkınlık:

- Anne sivri yaa...

-Anladım kızım, büyük dedin de ben de yaşını sorayım dedim. 

6/6/2008

Kitap

Ben tabiri caizse kitap kurduyumdur. Elime ne geçse okurum. Güzel-çirkin ayırımı yapmam. Bütün kitaplardan çıkarılacak bir sonuç, alınacak bir ders olduğuna inanırım. Gelip giderken yolda, yakın zamanda iki tane kitap bitirdim. Bu sabah da üçüncüye başladım. 

Kitap alırken kendimi kaybederim. 5-10 tane ve hatta abartıyorum sanmayın 15-20 tane birden irili ufaklı bir sürü kitap alırım.Beşiktaş'da iken Kabalcı Kitabevi'nin indirimli kitaplarından az almadım ben. İki koli kitabım oldu. Bir kısmını Güneydoğu'daki okullara gönderdim. Kendime ayırdıklarımı da yavaş yavaş okumaya başladım artık.

Bu gün başladığım kitabın adı: POZİTİF HAREKETİN GÜCÜ

Yazarı: IVAN BURNELL

Kitabın henüz ortasına gelmedim ama  yazara ait şu sözler sanırım kitabın tanıtımını yapacaktır:''SİZ DENEYİMLERİNİZİN TOPLAMISINIZ.BUGÜNKÜ HALİNİZ,GEÇMİŞTE YAPTIĞINIZ SEÇİMLERİN BİR SONUCUDUR.

EĞER BU SATIRLARI OKURKEN TAM ANLAMIYLA MUTLU VE TATMİNKAR DEĞİLSENİZ, BUNUN SEBEBİ GEÇMİŞTE YAPTIĞINIZ SEÇİMLERDİR.

HAYATIN HERHANGİ BİR ALANINDAKİ BAŞARI, SADECE POZİTİF DÜŞÜNCEYLE VEYA KENDİNİ ONAYLAMAYLA SINIRLI KALMAMALI.BAŞARIYA GİDEN TEK GERÇEK YOL POZİTİF HAREKETTİR.HEMEN ŞİMDİ HAREKET!  

Yine kitaptan başka bir alıntı:''ÇOCUK YÜRÜMEYİ DÜŞEREK,SONRA KALKARAK, SONRA YİNE DÜŞEREK VE YİNE KALKARAK ÖĞRENİR.BU RUTİN, BAŞARISIZLIK DEĞİLDİR.BİR BÜYÜME EVRESİDİR.

KAZA DİYE BİR ŞEY OLMADIĞINI BİR KEZ KABULLENİRSENİZ GERÇEK KİMLİĞİNİZİ ÇOK DAHA FAZLA FARK EDERSİNİZ.İÇİNİZDE UYUMAKTA OLAN YARATICI BİR KİŞİLİK UYANDIRILMAYI BEKLİYOR.

 

5/6/2008

Piknik

Bizim afacanın okulu Çarşamba günü Çağlayan Lojmanlarının sosyal tesislerinde pikniğe gittiler. Buraya kadar her şey iyi, normal görünüyor. Şimdi gelelim tuhaflıklara:

-Selin sana yiyecek bir şeyler hazırlama mı istermisin? diye sorunca bana:

-Börek,poağaça,kek filan yap dedi.

Saat 22.30 da yatırınca Selin'i ben de mutfağa geldim ve Gül Börek yapmak üzere hamuru yoğurdum. Sofrayı da balkona koydum ve saat 23.civarında başladım yufka açmaya. Ispanaklı gül börek yaptım. Kalan hamuru da poağaça şeklinde hazırlayıp içine peynir koydum ve fırına sürdüm. Nar gibi pişen böreklere de dayanamadım iki tane de yedim. İki diyorsam normal büyüklükte değiller. Biraz büyükler.

Sabahleyin de Selin'in çantasına börek,poağaça ve meyve suyu koydum. Yanına da 5 YTL. para verdik. Gitti.Ben de evdeyim, nöbet izni kullanıyorum.

Eşim öğlenleyin okulu, yemekhaneyi aradı. Çocuklar geldi mi, yemek yediler mi diye sordu. İşte ilk tuhaflık burada başlıyor. Cevap şu oldu:

-Çocuklar piknikte, bizim de bu sabah haberimiz oldu bundan. Bir yığın yemek elimizde kaldı. Bütün yemekleri çöpe attık.

-Okul Aile Birliğinden kim ilgileniyor konu ile diye sordu eşim.

-Sevda Hanım ilgileniyor demişler.

Şimdi de Sevda hanımı arayor eşim ve yukardakine benzer konuşmalardan sonra:

-Doğru söylüyorsunuz beyfendi, bizimde dün akşam haberimiz oldu, dediğiniz gibi bu günkü yemek için çocuklara kumanya yapılabilirdi ama bazı çocuklar yemek yemedikleri için bu da mümkün değil. Evet, firmanın haberi olmamış, haklısınız.

Basit bir konuyu sormak için okulu aramışken karşılaştığımız başı bozukluk bizi şaşırtmıştı. Çayyolu'nun güzide bir okulunda bunlar olamaz, olmamalı dedim kendi kendime. Dökülen, ziyan olan yemekler, Afrika'da bir kaşık çorbaya muhtaç insanlar!

Neyse ikindi vakti Selin geldi. Güneşten yanakları kızarmış, kolları ateş gibi yanıyor. Güneş çarpmasın diye hemen ayran yapıp içirdim ve:

-Piknik nasıl geçti diye de sordum.

-İyiydi, kene filan da ısırmadı.Baak deyip şöyle bir döndü.Güzel geçti.Anne biliyor musun 1 liraya 4 top dondurma veriyorlar. Ben 4 top aldım. 25 kuruşa da Bahar'a da aldım. Sonra da cips aldık. 3 lira harcadım anne! Kızdın mı?

-Hayır kızmadım, peki sana verdiklerimi yedin mi?

-Şey, sadece poağaçayı yedim.

-İyi 

İyi, dedim ama çantasını da açıp bakmaya başladım. Açar açmaz elime ikiye kesilmiş kıymalı pide parçası geldi. Olduğu gibi çantaya koymuş. Yağı da astara geçmiş hep.Neyse kızıp çocuğun keyfini kaçırmayayım dedim ama nasıl koyması gerektiğini de söylemeden geçemedim.Benim canım börek ve poağaçalarım da olduğu gibi duruyordu. Hiç dokunmamış.  Sonra çantadan iki tane saklama kabı çıkmasın mı?

-Bunlar kimin Selin?

-Haa onlar mı? Başak'ın. Çantasına sığmadı da.

-Kızım alıp gelmeseydin, emin misin sığmadığına?

-Biz sığdıramadık, su şişeleri filan vardı, çantası da küçüktü.

Kutuların içinde karışık meyve ve köfte patates var. Bunlar da yenilmemiş.Çıkarıp dolaba koydum. Aileye telefon edip söyleyeyim diye düşündüm. Yarın geri, okula göndereceğim.

Çocuklar sağlıklı beslenme yerine abur cuburu seçmişlerdi. Para vermesen bu sefer de çantadan, cepten gizlice alıyor. Böyle olmasın diye de para veriyoruz. O zaman da bildiğini okuyor.

 

4/6/2008

Deniz Börülcesi Salatası

26 Mayıs 2008 (pazartesi) -- 8 Haziran 2008 (pazar)
tarihleri arasında Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği 24  http://www.keyiflimutfagim.com/ da düzenlenecektir.. Arkadaşıma kolay gelsin diyor ve tarifimi ekliyorum.

Ben de bu etkinliğe davet edildim ve davete icabet edip ilk defa denediğim ve çok beğenilen ve de benim de çok beğendiğim Deniz Börülcesi Salatası ile katılmak istiyorum. 5 çayında diğer ikramların yanında iştah açıcı oluyor.

Bu bitkinin iki çeşidi varmış. Birisi kılçıklı,diğeri kılçıksız. Denizde veya denize yakın yörelerde yetişiyormuş. Bir ara bitkinin resmini de koymaya çalışacağım.

Malzemeler:

Ben bu salatayı iki demet Deniz Börülcesi ile yaptım.

Yoğurt

Kuru veya yaş nane

Sarmsak

Zeytinyağı

Yapılışı:

Kaynayan suda börülceler yumuşayana kadar haşlanır. Kesinlikle tuz koymayın. Bitkinin kendisi tuzlu.Haşlarken bitkiyi kontrol edin yumuşamış mı diye. Yumuşadığında içindeki kılçıktan kökten uca doğru sıyırılıp çıkarılıyor. Kılçıklar çöpe, bitkinin yeşil eti bir tabağa konur. Sıyırma işlemi bittikten sonra ince ince doğranır. Bolca yoğurt ilave edilip karıştırılır. Arzuya göre 2-3 veya 3-4 diş sarmsak soyulup ezilir ve yoğurtlu karışım eklenir. Üzerine zeytinyağı gezdirilir. Azıcık da nane serpiştirilir ve özleşmesi için bir kere daha karıştırılır. Servis zamanına kadar dolapta bekletilir. Diğer pasta ve çöreklerin yanına serin serin servis yapılır. Afiyet olsun denilir.

 

« Önceki :: Sonraki »